Ölümün Öldüremediği Kahramanlar

Ölümün Öldüremediği Kahramanlar
İnsanoğlunun iman ettikten sonra yükselebileceği en büyük makam şüphesiz ki şehitlik makamıdır. Şehitlik, Cenab-ı
hakkın rızası için canı feda etmektir. Kur’an-ı Kerim’de, ‘ALLAH yolunda şehid olanlara ölüler demeyin, bilakis onlar
diridirler. Fakat siz fark edemezsiniz’ buyurarak şehitleri ölümün öldüremediği kahramanlar olarak tanımlamaktadır.
Ölüm asla bir şehidi öldüremez. Ölüm bu mübarek makamın önünde diz çökmüştür. Gerek Hızır Ali Muradoğlu, gerekse
Bayram Ali Öztürk hocalarımız da ölümün öldüremediği kahramanlardır.
Aziz dostlar, Ârifân dergimizde bu ay bildiğiniz gibi şehadet ve şehitliği işlerken yakın zamanda Rabbimize yolcu
ettiğimiz Bayram Ali Öztürk ve Hızır Ali Muradoğlu hocalarımızın ardından onları hayırla yâd etmek istiyoruz. Gerçi
hiçbir kelam ve kelimeler bir şehidin fedakârlığını anlatmaya kâfi gelmez. Hz. Kur’an, malumunuz Bakara sure-i
şerifinde ‘ALLAH yolunda şehid olanlara ölüler demeyin, bilakis onlar diridirler. Fakat siz fark edemezsiniz’ buyurarak
şehidleri ölümün öldüremediği kahramanlar olarak ödüllendirmiş olup asıl ödülün ise cennette rabbimizin rızasını
kazanmak olduğu hadis-i şeriflerde beyan buyrulmaktadır.
İnsanoğlunun iman ettikten sonra yükselebileceği en büyük makam şüphesiz ki şehitlik makamıdır. Şehitlik, Cenab-ı
hakkın rızası için canı feda etmektir. Bilindiği üzere peygamberlik makamı çalışarak elde edilen bir makam değildir ve
bu makam Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ile sona ermiştir. Zira
Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), tüm âlemlere gönderilmiş hidayet elçisidir. Peygamberlikten sonraki en yüksek
makam şehitler ve sıddıkların makamıdır. İşte bu kahramanların önünde ölüm dahi diz çökmüş ve onları Hz. Kur’an’ın
ifadesiyle öldürememiştir.
İlk şehid ve mazlum Âdem Aleyhisselam’ın oğlu Habil’den beri şehitlerimizi ne aradan geçen zaman, ne de mekân
farklılığı öldürmeye gücü yetmemiştir. Şehitlerin seyyidi Hz. Hamza Efendimizi sahi ölüm öldürebilmiş midir? Hâlâ Hz.
Hamza (ra) anıldığında yüreklerimize cesaret ve hayranlık dolmuyor mu? Mekke’nin en zengin ailesinin gözde evladı
Hz. Musab b.Umeyr’in (ra) Resulullah’ın (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kucağında Uhud’da cennete yolculuğu hâlâ
bizleri o Yusuf yüzlü sahabi efendimize hayran bırakmıyor mu?
Bir gün Mekke günlerinde Resulullah (sav.), Hz. Musab Bin Umeyr’i eski elbiseler içinde, aç ve solgun bir vaziyette
yürürken görünce gözleri yaşarır ve ‘Ey Allah’ım, ben şahidim ki bu kulun tüm dünya nimetlerini senin rızan için terk
etti...’ diye duygu dolu dualar etmişti. Bu aziz sahabe, Uhud savaşında İslam’ın sancağını alınca yolun sonu cennete
varıncaya kadar sancağı hiç bırakmadı.
Akabe biatlarında Medine’den gelen Ensar, Efendimizden (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kendilerine dini İslam’ı
öğretecek muallim istemişlerdi. Resulullah Efendimiz de (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) onlara Hz. Musab b. Umeyr’i
göndermişti. Burada hemen belirtmemiz gereken bir husus, niçin Musab (ra)? Çünkü hem hitabeti düzgün ve etkileyici
hem de siması görenlere itimat telkin eden güzel bir şahıstı. Adeta bu muazzez sahabi Medine’yi Resulullah’a
hazırlamakla görevli gibiydi. Aradan iki yıl bile geçmeden Resulullah Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Hz.
Ebubekir Efendimizle hicretleri esnasında Kuba’ya geldiklerinde Efendimizi karşılayan muhacir ve Akabe biatlarında
bulunanların dışındaki yüzlerce Medineli Müslümanlar, Resulullah’ı görmeden Müslüman olmuş Hz. Musab bin
Umeyr’in hizmet ve tebliğinin meyveleriydi. Sanki Resulullah’tan önce Medine’ye gelerek önden yürüyen kahramanlara
örnek teşkil ediyor ve ‘Medine seni bekliyor ey Allah’ın resulü, buyur efendim’ diyordu.
Şehitler Ölmez!
Burada dikkatimizi çeken bir husus da, Hz. Musab (ra) kıyamete kadar Resulullah’ı bekleyen kâinattaki her fedakâr ilim
ve irfan yolunun yolcularına rehberlik ediyor oluşudur. Yani gerek Hızır Ali Muradoğlu, gerekse Bayram Ali Öztürk
hocalarımız gibi İslam’ı tebliğ hizmetkârları adeta bu günün Musab bin Umeyrleri rolüne soyunmuş ve ömürlerini kaderi
ilahi şehadetle taçlandırmış bahtiyar müminlerdir. Dünya durdukça Resulullah’ı görmemiş yerlere onun adını ve
sünnetini götürecek zamanın Musabları hep var olacaktır. Zira bu Rabbimizin kati vaadidir ki; şehitler ölmez! Her asırda
Rabbimizin takdir ettiği sevdalı binlerce yürekte canlanır adeta yeniden... Yani ölüm asla bir şehidi öldümez. Ölüm bu
mübarek makamın önünde diz çökmüştür. Ve onlar Resulullah’ın (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde
buyurduğu gibi ‘Cennete giren hiçbir mümin oradan çıkmak istemez. Sadece şehitler rablerinin kendilerine verdiği ikram
ve dereceleri görünce tekrar dünyaya gelmek ve tekrar şehid olmak isterler’ buyuruyor.
Aziz dostlarım, bir kulun peygamberlik makamından sonra yükseleceği en yüce makam şahadettir ki, peygamberlik
kapısı Resulullah efendimizle kapanmıştır. Başta Hz. Hamza, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (ra) olmak üzere nice
şühedaya arkadaş olmak, cennette komşu olmak ne muazzam bir şereftir değil mi? Bu vesileyle Hz. Osman b.Afvan ve
Hz. Musab b.Umeyr (ra) olmak üzere ilim ehli şehid sahabilere yoldaş olmuş merhum ve muhterem Hızır Ali Muradoğlu
ve Bayram Ali Öztürk hocalarımıza rabbimizde sonsuz rahmetler diler, hepinizi en emin olana Cenab-ı Hakka emanet
ederim.
Selam ve dualarımla...
