Tüm KategorilerÇok SatanlarYayınevleriYazarlarYurt Dışı SiparişlerSıkca Sorulan SorularBlogSipariş Takibiİletişim
Son Şarkımsın

Son Şarkımsın

Bir ateş oldu sevmek, sonu da başı da yangın yeri.Azer, küçücük bedeniyle dünyanın yükünü  sırtına, aşk acısından küle dönmüş yüreğini ve umut kırıntıllarını da heybesine alarak yaşam dehlizinde kulaç  atmaya var gücüyle uğraşıyordu.Ama o, babasının aksine  zulümle, işkenceyle  ve hayatın zindan  aynalarıyla vicdanını kaybetmeden  mücadeleye devam ediyordu. O büyük ölüme hazırlık yapan tüm küçük ölümlerine   rağmen her günyeniden diriliyordu. Bulutların güneşi yarması gibi hayatın en acımasız noktasına gitmekten,kendisinden vazgeçenlere inat onunla savaşmaktan vazgeçmiyordu. Zaten vazgeçmek gibi bir lüksü de yoktuçünkü o, oku kalbe  saplayan büyük bir savaşçıydı. Aile kavramını henüz sekiz yaşında öğrenmişti.Onun için aşk; kardeş, toprak,yağmur ve emek demekti. Annesi, ablası ve kardeşleri onun herşeyiydiler.Yaşamı boyunca kaybedebileçeği şeyler, ailesine götüreceği bir parça ekmekten daha kıymetli değildi.Sırattan daha ince olan bir yoldu Azer’in yürüdüğü yol. Onun için en kıymetli olan, bu yolda yürümekti.Yürürken ateşin içine düşerdi, oradan tırnaklarıyla çıkardı ve çıkmak zorundaydı. Elindeki bir parça ekmeğikız kardeşleri Hiçran’a  Esra’ya ve ablası  Rukiye’ye  götürmeliydi. Erkek kardeşler; Osman ve Ömer ise kaderinbedene bıraktığı deprem yaymaları gibiydi. Sultan anne ise sözcüklere sığdırılamayaçak kadar yaralı ve hüzünlübir kadındı. Azer’in hayat hikayesini gözyaşlarıyla okuyaçaksınız... Gökkuşağı kadar özledim  seni Saçlarında ayışığını gizleyen yedi renkAtlasam zifiri karanlıkKalsam renk körü bir yalnızlık, gitsem bir beyaza intihar. 
Yazar:Serdar Toptaş
Sayfa Sayısı:216
Dil:Türkçe
Isbn:9786050613711
Boyut:13.5 X 19.5 Cm
Cilt Tipi:Karton Kapak
Kağıt Cinsi:Kitap Kağıdı
Yayın Tarihi:10.08.2021
135 TL
89,10 TL
Tahmini Kargoya Teslim:
2 gün içinde
Stok Durumu:
Stokta var
Son Şarkımsın
Bir ateş oldu sevmek, sonu da başı da yangın yeri.
Azer, küçücük bedeniyle dünyanın yükünü  sırtına, aşk acısından küle dönmüş yüreğini 
ve umut kırıntıllarını da heybesine alarak yaşam dehlizinde kulaç  atmaya var gücüyle uğraşıyordu.
Ama o, babasının aksine  zulümle, işkenceyle  ve hayatın zindan  aynalarıyla vicdanını kaybetmeden 
 mücadeleye devam ediyordu. O büyük ölüme hazırlık yapan tüm küçük ölümlerine   rağmen her gün
yeniden diriliyordu. Bulutların güneşi yarması gibi hayatın en acımasız noktasına gitmekten,
kendisinden vazgeçenlere inat onunla savaşmaktan vazgeçmiyordu. Zaten vazgeçmek gibi bir lüksü de yoktu
çünkü o, oku kalbe  saplayan büyük bir savaşçıydı. Aile kavramını henüz sekiz yaşında öğrenmişti.
Onun için aşk; kardeş, toprak,yağmur ve emek demekti. Annesi, ablası ve kardeşleri onun herşeyiydiler.
Yaşamı boyunca kaybedebileçeği şeyler, ailesine götüreceği bir parça ekmekten daha kıymetli değildi.
Sırattan daha ince olan bir yoldu Azer’in yürüdüğü yol. Onun için en kıymetli olan, bu yolda yürümekti.
Yürürken ateşin içine düşerdi, oradan tırnaklarıyla çıkardı ve çıkmak zorundaydı. Elindeki bir parça ekmeği
kız kardeşleri Hiçran’a  Esra’ya ve ablası  Rukiye’ye  götürmeliydi. Erkek kardeşler; Osman ve Ömer ise kaderin
bedene bıraktığı deprem yaymaları gibiydi. Sultan anne ise sözcüklere sığdırılamayaçak kadar yaralı ve hüzünlü
bir kadındı. Azer’in hayat hikayesini gözyaşlarıyla okuyaçaksınız...
 
Gökkuşağı kadar özledim  seni 
Saçlarında ayışığını gizleyen yedi renk
Atlasam zifiri karanlık
Kalsam renk körü bir yalnızlık, gitsem bir beyaza intihar.
 
Başa dön
© 2026 | powered by: mufaTech e-ticaret altyapısı