Dokuzdolambaç
Nagihan Şahin
Çamların naneli nefeslerini, tepenin Tepegöz duruşunu,
insanların cavlaklığını, güvercinlerin telek telekliğini,
şehrin asıltı sisini, çayhanelerin mahmur buğusunu bırakıp
eşiğe yöneldim. Arkamda kocaman bir neşe yumağı
bırakıyordum. Her zaman içinde olmak istediğim yumağı.
Büyük kesme taşları, mermer çeşmeleri, kötü boyalı
demir çitleri, bambudan örme sandalyeleri, temperli
cam kestirilmiş masaları, genzi yakan sabah havasını,
zamanı şaşırmamı engelleyen cep telefonu zillerini
sarıp sarmalamış, işveli bakışlar, inatçı göz dikmelerle
titretilmiş, bugünü son damlasına kadar emen bir
yumak...
Arkamı döndüm. Bir kez daha o yumağı çözemeden,
yumakla bir olamadan. Eşikten geçmeyi istiyordum,
içeriye bakmayı. İçeride ne var?