Tüm KategorilerÇok SatanlarYayınevleriYazarlarYurt Dışı SiparişlerSıkca Sorulan SorularBlogSipariş Takibiİletişim
Soğuk Rüya

Soğuk Rüya

İmdat Avşar hikâyelerindeki varlıkların yoğun insanîleşme eğilimleri, ondaki yoğun nesneleşme eğiliminden kaynaklanmaktadır. Bu eğilim, varlık ve nesnelerin diline karşı duyarlı bir ruh taşıyan yazarlara mahsus bir ayrıcalıktır. Böyle müstesna bir ruha sahip olan biri, bu yetisini muhakkak keşfeder; ama yazarken ama okurken. Hikâyelere bakınca Avşar’ın bu yetisini yazarken keşfettiği ileri sürülebilir. Zira öykü metinlerinde kelime, cümle, teşbih… Biçiminde akan söz nehrinin ardında, birdenbire yatağından taşan, bir baş gösterip bir kaybolan ayrı bir dil ırmağı daha görülür. Yazarın kuvve halinde olan bu yeni ırmağı, öyküyü yazarken keşfettiği çok belirgindir. Şu hakikati de teslim etmelidir ki, kuvve halinde olanı, kuvve halinde olanla bulursunuz, zira yatağını bulamayan su derya olmaz. İşaret ettiğimiz iki dil ırmağı arasında durmayan bir yazarın, iki dilin çağıltısını aynı anda duyması mümkün değildir. Bu noktada şu hükmü rahatlıkla verebiliriz; kişinin açık dilini nesne alanına ve nesnenin gizli dilini insanî alana taşıyamayan hiçbir yazar, büyük bir yazar olamaz. Büyük yazar olmanın şartı, iki dil arasında köprü olmaktan geçer. İmdat Avşar’ın duyuş ve üslubunu belirleyen şey, bu iki dil arasında yer alışıdır ve bu duruş öğrenilen bir şey değildir.Prof. Dr. Ziya Avşar
Yazar:İmdat Avşar
Sayfa Sayısı:240
Dil:Türkçe
Isbn:9786059100618
Boyut:13.5 X 21 Cm
Cilt Tipi:Karton Kapak
Kağıt Cinsi:Kitap Kağıdı
Yayın Tarihi:24.11.2015
145 TL
116,- TL
Tahmini Kargoya Teslim:
2 gün içinde
Stok Durumu:
Stokta var
Soğuk Rüya
İmdat Avşar hikâyelerindeki varlıkların yoğun insanîleşme eğilimleri, ondaki yoğun nesneleşme eğiliminden kaynaklanmaktadır. Bu eğilim, varlık ve nesnelerin diline karşı duyarlı bir ruh taşıyan yazarlara mahsus bir ayrıcalıktır. Böyle müstesna bir ruha sahip olan biri, bu yetisini muhakkak keşfeder; ama yazarken ama okurken. Hikâyelere bakınca Avşar’ın bu yetisini yazarken keşfettiği ileri sürülebilir. Zira öykü metinlerinde kelime, cümle, teşbih… Biçiminde akan söz nehrinin ardında, birdenbire yatağından taşan, bir baş gösterip bir kaybolan ayrı bir dil ırmağı daha görülür. Yazarın kuvve halinde olan bu yeni ırmağı, öyküyü yazarken keşfettiği çok belirgindir. Şu hakikati de teslim etmelidir ki, kuvve halinde olanı, kuvve halinde olanla bulursunuz, zira yatağını bulamayan su derya olmaz. İşaret ettiğimiz iki dil ırmağı arasında durmayan bir yazarın, iki dilin çağıltısını aynı anda duyması mümkün değildir. Bu noktada şu hükmü rahatlıkla verebiliriz; kişinin açık dilini nesne alanına ve nesnenin gizli dilini insanî alana taşıyamayan hiçbir yazar, büyük bir yazar olamaz. Büyük yazar olmanın şartı, iki dil arasında köprü olmaktan geçer. İmdat Avşar’ın duyuş ve üslubunu belirleyen şey, bu iki dil arasında yer alışıdır ve bu duruş öğrenilen bir şey değildir.
Prof. Dr. Ziya Avşar
Başa dön
© 2026 | powered by: mufaTech e-ticaret altyapısı