Müjgan
Şimdi bir seçim yapmalıydı. Ya o ya da ondan geriye kalan ve çoktan alışmış olduğu yalnızlığı. Oysa kalan tüm hayatını yalnız geçirmek üzerine tasarlamıştı. Ne güzel de alışmıştı yalnızlığa. Sabahları aç karnına içtiği kahve artık dilinde o acı tadı bırakmıyordu. Otobüslerin tekli koltukları sanki hep onun için boş bırakılıyordu. İnsanların olmadığı tenha sokaklarda gezinirken arındığını hissediyordu. Issız parklarda saatlerce oturup, sessizliği dinlemek kalbine huzur veriyordu. Sadece karın doyurmak için ayaküstü atıştırdığı yiyecekler, çatı katı odasında sakız leblebisi ile içtiği iki kadeh şarap, keyiflerin en güzeliydi onun için…