Tüm KategorilerÇok SatanlarYayınevleriYazarlarYurt Dışı SiparişlerSıkca Sorulan SorularBlogSipariş Takibiİletişim
Dirilen İskelet

Dirilen İskelet

Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bir paşanın bir oğlu Tayfur, garip bir meraka düşer: Oradan buradan, izbelerden mezarlıklardan topladığı kemiklerle bir iskelet çatmak ve bunu konağında sergilemek. Sonunda dediğini yapar da. İskeleti eksiksiz biçimde çatar ve bir namus bekçisi olarak evinin baş salonuna yerleştirir. Artık konağın namusu iskelet hazretlerinden sorulmaktadır. Peki kanunların, şeriatların, âdetlerin, geleneklerin, polisin, jandarmanın türlü korkutmalara, yıldırmalara, hapislere, cezalara rağmen önünü alamadığı bir şeyi önlemeyi, kalemden parmaklarıyla, kemikleri sayılan gövdesiyle, boş kafasıyla bir iskelet başarabilecek midir? Edebiyatımızda doğalcılığın ve gerçekçiliğin en önemli kilometre taşlarından biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, sanatı, halkı yüceltmek için bir araç olarak görmüş bu nedenle üzerine gitmediği, eleştirip alay etmediği hiçbir toplumsal kurum bırakmamış, sanat yaşamı boyunca hep aklın ve mantığın yanında olmuş, eserleriyle toplumun çağdaşlaşması yolunda yobazlığa, gericiliğe, bağnazlığa, sömürücülüğe karşı savaşmıştır; bunu yaparken mizah ögesini ustaca kullanmış, İstanbul’un kenar semtlerinde, mezarlıklarında, Çingene mahallelerinde, köşklerinde, Şirket-i Hayriye vapurlarında, gazinolarında, sayfiyelerinde dolaşmış, okurlarını da dolaştırmıştır. Eserlerinde yapmacıksız bir yerlilik vardır; konak hanımefendisinden gündelikçiye, mirasyedilerden iç güveyilere, dilencilerden dadılara, kalfalara, Çingenelerden Rumlara, Ermenilere, Yahudilere kadar kimi ve neyi konu almışsa onu yerli renkleriyle betimlemesini bilmiştir.
Yazar:Hüseyin Rahmi Gürpınar
Sayfa Sayısı:328
Dil:Türkçe
Isbn:9786051215679
Boyut:13.5 X 19.5 Cm
Cilt Tipi:Karton Kapak
Kağıt Cinsi:Kitap Kağıdı
Yayın Tarihi:09.09.2022
138 TL
138,- TL
Tahmini Kargoya Teslim:
2 gün içinde
Stok Durumu:
Stokta var
Dirilen İskelet
Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bir paşanın bir oğlu Tayfur, garip bir meraka düşer: Oradan buradan, izbelerden mezarlıklardan topladığı kemiklerle bir iskelet çatmak ve bunu konağında sergilemek. Sonunda dediğini yapar da. İskeleti eksiksiz biçimde çatar ve bir namus bekçisi olarak evinin baş salonuna yerleştirir. Artık konağın namusu iskelet hazretlerinden sorulmaktadır. Peki kanunların, şeriatların, âdetlerin, geleneklerin, polisin, jandarmanın türlü korkutmalara, yıldırmalara, hapislere, cezalara rağmen önünü alamadığı bir şeyi önlemeyi, kalemden parmaklarıyla, kemikleri sayılan gövdesiyle, boş kafasıyla bir iskelet başarabilecek midir?
 
Edebiyatımızda doğalcılığın ve gerçekçiliğin en önemli kilometre taşlarından biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, sanatı, halkı yüceltmek için bir araç olarak görmüş bu nedenle üzerine gitmediği, eleştirip alay etmediği hiçbir toplumsal kurum bırakmamış, sanat yaşamı boyunca hep aklın ve mantığın yanında olmuş, eserleriyle toplumun çağdaşlaşması yolunda yobazlığa, gericiliğe, bağnazlığa, sömürücülüğe karşı savaşmıştır; bunu yaparken mizah ögesini ustaca kullanmış, İstanbul’un kenar semtlerinde, mezarlıklarında, Çingene mahallelerinde, köşklerinde, Şirket-i Hayriye vapurlarında, gazinolarında, sayfiyelerinde dolaşmış, okurlarını da dolaştırmıştır. Eserlerinde yapmacıksız bir yerlilik vardır; konak hanımefendisinden gündelikçiye, mirasyedilerden iç güveyilere, dilencilerden dadılara, kalfalara, Çingenelerden Rumlara, Ermenilere, Yahudilere kadar kimi ve neyi konu almışsa onu yerli renkleriyle betimlemesini bilmiştir.
Başa dön
© 2026 | powered by: mufaTech e-ticaret altyapısı