
Yüce Kitabında:
“Şâirlere azgınlar uyar, ancak îmân edip amel-i sâlih işleyen ve Allâh’ı çokça zikreden (şâir)ler (azgınlara önder olmaktan, şaşkınlıktan ve yapmadıklarını söylemekten dolayı kınanmaktan) müstesnâ!” (Şuʽarâ Sûresi:224, 227’den)buyuranAllâh-u Te‘âlâ’ya hamd-ü senâlardan:
(“Şâirlere gelince; onlara da sapıtanlar iyice tâbi olur! (Sana uyanlarınsa dalâletle hiçbir alâkası yoktur.)
Ancak o kimseler müstesnâ ki; (Kur’ân’a ve peygambere) iman etmiştirler, (namaz, oruç, hac ve zekât gibi) salih ameller işlemiştirler, Allâh’ı çokça zikret(meyi şiir söylemeye tercih et)miştirler(, şiir söylediklerinde ise İslâmı yüceltme uğrunda çaba har-camıştırlar) ve (kötülemeyi kendileri başlatmayıp, kâfirler tarafından hicve maruz kalarak) zulme uğratıl-malarının ardından intikam almıştırlar!”)
«إِنَّ مِنَ الْبَيَانِ لَسِحْرًا وَإِنَّ مِنَ الشِّعْرِ لَحِكْمَةً. »
“Bazı beyânlar gerçekten büyüleyicidir, bazı şiirler de elbette çok hikmetlidir” (Ebû Dâvûd, no:5013, 4/461)buyuran Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)eve söyledikleri şiirlerle O’nu müdâfaa eden Âl-i Eshâbı’na, dünyâ kurulduğundan kıyâmet kopuncaya dek söylenmiş ve söylenecek tüm manzûmeler ve şiirler adedince salât-ü selâmlardan sonra!
“Âlûsî Tefsîri”nde Şu‘arâ Sûresi’nin 227. âyet-i kerîmesinin îzâhında beyân edildiği üzere: “Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in şiir söylemediği, söylemesi hâlinde bunun vahiyle iltibâsa sebebiyet vereceği endişesiyle kendisine şiir öğretilmediği Kur’ân-ı Kerîm’in sarîh beyânıdır. Zâten Kendisinin okuma-yazma bilmemesinin nedeni de, hakkı ibtâle çalışanların şüpheye düşmemeleri olarak açıklanmıştır. Ama Kendisinin bazı edebî şiirleri naklettiği sahîh hadîs-i şerîflerle sâbittir. Sahâbesini de şiir söyleyerek müşrikleri susturmaya teşvîk buyurdukları ve onlara Cibrîl-i Emîn’in desteğinin ulaşması için duâcı oldukları mütevâtirdir.
Sahâbe-i Kirâm içerisinde Ebû Bekr, Ömer, Alî, Abdullâh ibni Ravâha, Hassân ibni Sâbit ve Ka‘b ibni Mâlik(Radıyallâhu Anhüm) gibi bazı zevât şiir söylemekte çok mahâretli fasîh ve belîğ kimselerdir.Hulefâ-i Râşidîn Hazarâtı ve diğer birçok sahâbe (Radıyallâhu Anhüm)şiir inşâd etmişlerdir.
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)Hassân ibni Sâbit(Radıyallâhu Anh)için Mescidinde üzerine çıkarak şiirler inşâd edeceği bir minber yaptırmış ve ona:
«اُهْجُهُمْ وَجِبْرِيلُ مَعَكَ.»
“Müşrikleri hicvedici beyitler söyle, şüphesizCibrîl sana yardım edecek” (Buhârî, no:5801, 5/2279)buyurmuştur.
Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)i medhetmesi için İbni Büreyde(Radıyallâhu Anh)ın rivâyetine göre; Cibrîl(Aleyhisselâm)Hassân(Radıyallâhu Anh)a, yetmiş beyitle yardım etmiştir. İbni Mes‘ûd(Radıyallâhu Anh)ın rivâyetine göre; Allâh-u Te‘âlâ İslâm’ı yaşayarak ölen şâirlere cennette, hûrilerin, eşlerine şarkı söylemekte kullanacakları bazı şiirler söylemelerini emredecektir. Şirk üzere ölen şâirler ise cehennemde kendi helâkları için nefislerine bedduâlarla uğraşacaklardır.
“Demek ki, şiir de diğer kelâmlar gibidir, güzeli güzel, çirkini çirkindir. Sahâbe-i Kirâm’ın, ulemânın ve evliyânın, tevhîd, Allâh-u Te‘âlâ’yamedh-u senâ, ibâdete teşvîk, hikmet, mev‘ıza, dünyâya karşı zühd, dünyâya meyletmekten ve yaldızlarına aldanıp, fâni lezzetlerine meftûn olmaktan terhîb, Allâh-u Te‘âlâ nezdindeki mükâfatları tahsîle terğîb, dinleyenlerin kalplerinin derinliklerine sevgisi nakşolsun diye Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in mehâsin ve medâyıhini neşr ve Âl-i Eshâbı ile sulehâ-i ümmetini medhetmek üzere inşâd ettikleri şiirler elbette ki Allâh-u Te‘âlâ’nın emrettiği zikr-i kesîrden ma‘dûddur.”
Âlûsî(Rahimehullâh)ın bu beyânlarından anlaşıldığı üzere; dînî konularda söylenen şiirler amel-i sâlih kabîlindendir. O halde Meşâyıh-ı Kirâm’ın da bu amel-i sâlihi ihmâl ettiklerini düşünmemiz doğru olmaz. Nitekim Silsilemiz ricâlinin birçoğunun vesâir Turuk-u ‘Aliyye Meşâyıhı’nın ekserîsinin muktedir birer şâir oldukları bilinmektedir, bu husûsta tertîb ettikleri eserleri bunun şâhididir.
Bâhusûs Tarîkat-ı ‘Aliyye’mizin Müessisi Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend el-Buhârî, bu yüce yolun Müceddidi Mevlânâ Hâlid Ziyâüddîn el-Bağdâdî, velî nîmetimiz Büyük Şeyh Efendi Muhammed Mustafâ ‘Ismet Ğarîbullâh el-Yanyavî ve Üstâdımız Hacı Mahmud Efendi Hazretlerinin Mürebbîsi, Mevlânâ Ali Haydar el-Ahishavî(Kaddesallâhü Sırrahümü’s-Samedânî) nice şiirler söyleyerek birçok hikmet izhâr etmişlerdir.
Nitekim Mevlânâ Hâlid(Kuddise Sirruhu)nun mürşidine ulaşmak üzere çıkmış olduğu Hindistân seferinde uğradığı ziyâret yerleri hakkında ve nihâyet Yüce Şeyhi Abdullâh ed-Dehlevî(Kuddise Sirruhu)ya kavuşma ni‘metine şükür sadedinde inşâd ettiği Arapça kasîde ve ekseriyeti Farsça beyitlerden oluşan “Dîvân”ı, Molla Câmî Hazretleri’nin “Dîvân”ına rakip olacak niteliktedir.
Büyük Şeyh Efendi’nin Risâle-i Kudsiyye’si tamamıyla ilhâm-ı Hakk olup, Kendi beyân-ı ‘âlîlerince misli yazılamayacak yüceliktedir. Alî Haydar EfendiHazretleri’nin, onun sonuna ilâveten inşâd ettiği şiirler, Silsile-i Şerîfe’ye dâir inşâdı ve birçok ihvânın elinde bulunup sonra, 60 ihtilâli gibi müessif birtakım hâdiseler netîcesinde imhâ edilmiş olmaları nedeniyle cem edilemeyen muhtelif eş‘ârı kendisi’nin şiir konusunda akrânına fâik olduğunun delîlidir.
Bu büyüklerin günümüzdeki yegâne temsilcisi olan Kutbu’l-Ektâb ve Ğavsü’l-Evtâd Hacı Mahmûd Efendi Hazretlerimiz de ulemânın ve meşâyıhın şiirlerini çokça nakletmiş ve hemen hemen her sohbetinde, özel irşâd meclislerinde ve katıldığı ihvân cemiyetlerinde mutlaka birer ikişer beyit inşâd etmiştir, hâlâ da etmektedir.
Bu fakîr kardeşiniz otuz beş seneye bâliğ bulunan uzun sayılabilecek bir zaman diliminde Üstâdımız Hazretleri’nden işittiğim beyitlerin birçoğunu hıfzetmiş, bir kısmını da kaydetmiştim. Eski kayıtlarımı başıma gelen birçok vak‘alar neticesinde kaybetmişken, bu kayıtlarımı muhtevî bulunan defterimi yirmi sene sonra talebelerimden birinin yanında birkaç sene önce bulduğumda bu kayıtlarımı, ezberimdekilerle birlikte bir kitâb hâline getirip meraklılarına arz etmeye niyet ettim. Daha sonra bu fikrimi Üstâdımız Hazretleri’ne arz ettiğim zaman çok hoş karşıladılar ve çıkacak eseri Kendilerinin de okutup dinleyeceklerini beyân ettiler ki, bu da beni bu husûsta son derece müşevvik oldu.
Elinizdeki bu cilt Üstâdımız Hazretleri’nin okuduğu Arapça beyitleri ihtivâ etmektedir. İnşâallâh ikinci cilt Farsça ve Osmanlıca beyitleri cem edecektir. Tabî ki bizim, Üstâdımız Hazretleri’nin erişilmez ilmine ihâta vechi üzere vâkıf olmamız düşünülemeyeceğinden, Kendisinin bu iki ciltte bulunan ebyât dışında hiçbir beyit okumadığı gibi bir iddiâmız söz konusu olamaz. Ama gerçek şu ki tüm sohbetlerinde okuduğu beyitlerin ekseriyeti bu derlememizde mevcuttur. Fakat bu beyitlerin bazen bütün kıt‘alarını bir mecliste, bazen de farklı meclislerde okuduğundan da sarf-ı nazar edilmemelidir.
Ayrıca biz bazı beyitleri hangi münâsebetle, hangi zaman ve mekânda okuduğunu ve öncesinde ya da sonrasında bir şey buyurmuşsa onları kâsır hâfızamızın bize müsâade ettiği nisbette açıklamaya çalıştık, ama yine de bu konuda yeterli hizmeti yapmış olduğumuzu düşünmemekteyiz. Ancak Üstâdımız Hazretleri’nin himmet-i ‘âliyeleri ve sizin kıymetli duâlarınız bereketiyle cem edilen bu kifâyetsiz sermâyemizin, teşnedil tâliblere bir nebze de olsa ferâhlık bahşetmesini Mevlây-ı Müte‘âl’den niyâz ederim.
Nihâî olarak bu eserin hazırlanmasında, cem-i te’lîfinde ve hâsseten Farsça beyitlerin tashîhinde benimle birlikte âzamî gayret gösteren Murat Soydan kardeşime, Üstâdımız Hazretleri’nin yüce himmetlerinin vusûlünü Yüce Mevlâ’dan istirhâm eder ve bu eserden istifâde edecek olan herkes adına kendisine teşekkürü bir vazîfe addederim. Sa‘y-ü gayret biz âcizlerden, tevfîk ve hidâyet ise ancak Rabb-i Kādir’imizdendir.
-Receb-1430/-Haziran-2010