İstila
Hayat, güneşin ardından gelen fırtınalar kadar kasvetli bir karanlığı öğretmişti bize. Öyle günlerdi ki, coğrafyamızda güneş tenimizi ne kadar yakarsa yaksın, ay ışığı yerine yakıcı güneşi tercih ederdik. Çünkü güneş bizim için her gün yeniden hayata başlamak demekti. Kara bulutlar içimizde bir yerlerde saklanırken; şimşeklerin, fırtınaların ve yakıcı güneşin bizi kontrol etmesine izin vermiştik.
Gece konakladığımız mağaranın dışından akbabaların usandırıcı çığlıklarını duyuyorduk. Ölümlerin en bariz habercisi akbabalar, yüreğimize işleyen nidalarla bağırıyordu. Karanlığı aşabilecek, güneşin doğuşunu bir kez daha görebilecek miydik?